1 Nisan 2009 Çarşamba

Çekmediğim Dertler Çile Kalmadı..... !!!!

Bu aralar hangi blog a uğrasam birileri regl ağrısı çekiyor. Yıllardır ben de aynı acılardan müzdariptim. Öyle bir acı ki okula, işe gidemiyordum. İşe gitmeyi bırak acıdan, ayaklarımın ağrısından, titremesinden ve mide bulantısından ayağa kalkamıyordum. ( sinir, stres, ağlama krizlerini saymıyorum) Acaba kist mi var? Ben de kesin bir şeyler var? diye diye kendimi yiyordum. Sonra bir gün bütün korkularımı bir kenara bırakıp doktora gitmeye karar verdim. Karnıma jel sürüldü, ultrasonla bakıldı allaha şükür kist mist çıkmadı.


Meğer regli ağrısı genelde magnezyum eksikliğinden kaynaklanıyormuş. Regl döneminde magnezyum düzeyi azalıyormuş ve tatlı isteği artıyormuş. Annem hep sen kendini şartlandırıyorsun canın ondan tatlı istiyor, bir kaşık bal ye tatlı isteğin falan kalmaz diyordu. Olmuyor işte kanmıyor benim bünyem bir tatlı kaşığı bala falan. Okusun bakalım şimdi neden canım tatlı istiyormuş. Bilim dünyasına şükürler olsun Sonunda beni bir konuda haklı çıkardı! Sigara, kahve, tuz ve aşırı çaydan uzak durulması gerekiyormuş. Sigara haricinde hepsine varım. Azaltabilirim hatta ağzıma bile koymam. Aslında şimdi bir yerde okudum da karbonhidrat ve tatlıdan da uzak durmak şartmış regl öncesinde. Neyse bu yine de beni haksız çıkarmaz. Sonuçta tatlı isteğinin olduğu bir gerçek. Doktorumun söylediğine göre ben de bir anormallik olup olmadığını anlamak için magnezyum desteği vermesi gerekiyormuş. Bana Magnesium Diasporal 300 die bi ilaç verdi. Regl olduğum dönemler dahil olmak üzere her gün yarım bardak suya karıştırıp içtim. Regl dönemime 1 gün kala da kanımın sulanması için 1 Sedergine'i yarım bardak suyla indirdim mideye. Doktora gittiğimden beri bu 3. regl dönemim ve o çektiğim acılardan eser yok. Tabi yine bitkin, halsiz, sinirli ve hafif ağrım oluyor ama o çektiğim eziyetten sonra ağrım var demeye utanır insan . Beni daha da allak bullak eden regl öncesinde ve sonrasında aldığım yaklaşık bin tane ilacı çöpe attım, kullandığım Magnesium Diasporal hem ağrılarımı geçirdi hem de magnezyum düzeyim düşmediği için artık danalar gibi tatlılara saldırmıyorum. Daha önce doktora gitmeyip o gerzek ağrıları yıllarca çektiğim için kendime çok kızıyorum ama yapacak bir şey yok kısmette o acıları çekmekte varmış!

24 Mart 2009 Salı

İlk Mimim :)))

Aysed seni en çok etkileyen kitap hangisi demiş ve mimlemiş. :)) Kendisine mim için teşekkür ediyorum. Kolay gibi dursa da benim için çok zor bir soru aslında bu. Kitap bambaşka bir şey benim için. Kitabı ilk elime aldığımda koklarım, arka kapağını okurum, sonra doğal olarak önsözünü işte o önsözün bitmesiyle cast'ını yaptığım ve yönettiğim filmimi satırların arasında izlemeye başlarım. Kitaba gömülmüş, dünya ile ilişkimi kestiğim o anların yerini hiçbir şey tutamaz heralde.

Çocukluğumda eve giren her kitabı önce annem okur sonra sıra bana gelirdi. Sanırım bu özelliğimi nerden aldığım ortada. Kitabı okur eğer ağır bir kitapsa bence bunu daha sonra okumalısın önce şunları oku der, beni yönlendirirdi. Gece yatağıma girer girmez başucumdaki kitabımı alır onunla uykuya dalardım. Aslında ilk zamanlar bu benim için oyuna dönmüştü. Her kızın babasından övgüler alması hoşuna gider değil mi ? Benim de hoşuma giderdi. Yatma vaktim geldiğinde yatağıma kurulur elimde kitabım gözlerimi kapıya diker babamın kapıdan girmesini beklerdim. Her gece mutlaka odama uğrar, beni elimde kitapla görünce gözlerinin içi parlayarak ne kadar tatlı olduğumu, kitap okumamın onu çok mutlu ettiğini, bu alışkanlığımı çok beğendiğinden bahseder, bazen kitap hakkında sorular sorar bazen de sesli okumamı ister beni dinlerdi. Sonra gurur dolu bakışlarıyla yanağıma kocaman bir öpücük kondurur, iyi geceler diler yanımdan öyle ayrılırdı. Çocukken seni en etkileyen kitap hangisi diye sorsalar düşünmeden "Şeker Portakalı" ve Simyacı derdim. Şeker Portakalı'nı ilk okulda Simyacıyı ortaokulda okumuştum.



Şimdi ise bu soruya bir solukta okuduğum Kürşat Başar'ın Başucumda Müzik adlı romanı ve Jean-Christope Grance'nin Kurtlar İmparatorluğu adlı romanı olarak cevap verebilirim.
Kürşat Başar, bir kadının duygularını bu kadar etkileyici, içten ve detaylı anlatmasıyla beni şaşkına çevirdi. Romanın asıl kahramanlarının Fatin Rüştü Zorlu ve yasak aşkı Vesamet Hanım'ın olduğunu bilmem, benim için kitabı daha çekici kıldı. Yakın tarihe ilgi duyan herkesin bu yasak aşk masalını okumasını tavsiye ederim. Daha önce de yazmıştım Kurtlar İmparatorluğu'nun kitabını okuyanların filmi beğenmesi zor. Belki de benim kafamda kurduğum mekanlarla ve kişilerle özdeşmediği için ben beğenmedim bilmiyorum ama kitabın okunmasını şiddetle tavsiye edebilirim. Bitmesini istemeyeceksiniz. Zaten kitabın arka kapağında yapılan yorumlar kitap hakkında yeterince referans veriyor bence.

'Gerçekten etkileyici bir yazar.'
-The Guardian- '
Grange güçlü bir kalem. Onu seviyorum.'
-Anita Brookner, The Spectator-
'Eleştirilere, mantığa, gerçeğe meydan okuyan bir kitap...'
-The Washington Post-
'Paris'te sokak sokak, cadde cadde yaşanan bir kedi-fare oyunu... İstanbul'a kadar süren ve Nemrut Dağı'nda sona eren bir kaçma-kovalamaca... Jean-Christophe Grange'ye yaraşır bir kitap.'
-Le Monde-
Seri cinayetler, uyuşturucu kaçakçılığı, Strasbourg-Saint-Denis'deki Küçük Türkiye, Fransız polisindeki iç hesaplaşmalar, tıbbın karanlık amaçlara alet edilmesi. Paris'i kana boyayan Türk mafyası. Kızıl Nehirler'in, Taş Meclisi'nin ve Leyleklerin Uçuşu'nun yazarı Grange'den yine çarpıcı, yine soluk soluğa bir roman.

Gelelim mime ben de; Gudubettin-i Aşikar'ı, Hiç kimse'yi,
Mehbup'u, ve Lemur'u mimliyorum.

19 Mart 2009 Perşembe

Yazmış Olmak İçin Yazmak

Çok uzak kaldım senden bu aralar. Ama talihsizlik yakamı bırakmıyor. Hafta başında bilgisayarda çalışırken birden bire öğrencilerin bütün bilgilerinin bulunduğu ajans klasörü silindi. Sildim demiyorum çünkü nasıl olduğunu anlayamadım. Hemen bilgi işlemi çağırıp bakmalarını rica ettim. Ne yaptılarsa olmadı, dosyalar bulunamadı. Allahtan bölük pörçük yedeklerini almıştım bazı dosyaların. Kurtarılamayan dosyaları tekrar yazdım, düzenledim falan filan. Boşuna yorgunluk oldu yani...


Geçen hafta Perşembe babam geldi, bende kaldı. Cuma birlikte Tekirdağ' a döndük. İyi de oldu arabayla rahat rahat gittim. Anneciğimle dertleştik, kokladım, bol bol sarıldım üzerime sinsin diye kokusu.Doyamadan döndüm.


Haftasonu maillerime baktım da Helipak ve Glucophage ile ilgili bir sürü soru gelmiş.

Helipak'ı 15 gün kullandım bütün yan etkilerini yaşadım diyebilirim. %3 görülen eklem ağrıları da dahil. Evet bir şey yiyemedim, içim almadı ama bunun yanında da inanılmaz halsizlik ve başdönmesi sorunu yaşadım.

Glucophage' ı ise hala kullanıyorum. Vucuttaki karbonhidratı atıyor. Şeker hastası olmadan ve/veya doktor vermedikçe kullanmak çok tehlikeli diye yazıyor etrafta. Sağlığına, canına kastı olan kullansın ne diim. Bir dietisyenim Glukofen vermişti bana o da bu ilaçla aynı etkiyi gösteriyor sanırım. Yine de dr a sormadan kullanmayın bence


Çok keyifsizim nedense ya bir şey yazmak bile istemiyorum. Zorlayınca da böle bir şeye benzemiyor işte. Daldan dala atlayıp duruyorum. Gezek miyim neyim anlamıyorum ki
Millet nelerle uğraşıo benimse abuk subuk tekrar yapılabilecek şeyler keyfimi kaçırıyor. Yok efendim öyleymişte böyleymiş. Zorla kaşınıyorum sanki.. Böle diye diye belayı çekicem üstüme iyice.